Yard. Doç. Dr. Gülden YAZAN
Ziraat Yüksek Mühendisi
Uzman Tarım Danışmanı

Sertifika No: 209-151

(0536) 218 87 03

Tütünün Tarihi

     Tütün bitkisi, kurutulmuş yaprakların yakılması ile ortaya çıkan dumanın içe çekilmesi veya tozlarının enfiye halinde buruna çekilmesi veya özel işlem görmüş yapraklarının çiğnenmesi suretiyle kullanılır.
      Tütün içme adeti, tütünün vatanı olan Amerika’da başlamıştır. Yerliler dini törenlerinde kokulu bitkilerle birlikte tütün yapraklarını tütsü olarak kullanmışlardır.
      Dumanı teneffüs eden yerliler zamanla bu bitkinin keyif verici etkisini fark etmişler ve adi kamış ve bambudan yapılmış Y şeklinde bir borunun çatal kısmını burunlarına sokarak veya ağızdan üfleyerek dumanı içe çekmeye başlamışlardır. Böylece piponun en eski şekli ortaya çıkmıştır.
American Indian


     Kristof Kolomb’un Amerika’yı keşfine kadar Avrupa’nın tütünden ve tütün içme adetinden haberi olmamıştır.
Kolomb ve arkadaşları, kırmızı derili insanların kuru bir otu mısır koçanına sararak içtiklerini, ağız ve burunlarından duman çıkardıklarını ve yerlilerin buna “tabaco” veya “tombac” adını verdiklerini hayretle görmüşlerdir.
Tütün içme adeti, Amerika’yı keşfeden Portekiz’li ve İspanyol gemicilerin önce kendilerinin alışması ve daha sonra yanlarında diğer şehirlere götürmeleri sonucunda yaygınlaşmaya başlamıştır.
Gemilerin iki kıta arasında gidip gelmesi suretiyle İspanya, Portekiz ve diğer Avrupa şehirleri, tütünü ve içme adetini tanımışlardır.
Meksika’nın “Tabesco” bölgesinde tütün tarımının yapıldığını gören İspanyollar, Küba’da tütün içme borusuna “tabaco” adının verildiğini duymuşlar ve “tabaco” adını kullanarak her gittikleri yerde bu adın yayılmasını sağlamışlardır. 

 

AVRUPA'DA TÜTÜN

     1518 yılından sonra tütün tohumu, İspanya, Portekiz ve Fransa’ya getirilmiştir.
Avrupa, tütünden önce süs bitkisi olarak fakat kısa bir süre sonra da şifa bitkisi olarak faydalanmıştır.
Nikotin adı, Fransa’nın Lizbon büyükelçisi Jan Nicot’un adından gelmiştir.
Jan Nicot, bu bitkinin çıban ve yaraların tedavisinde kullanıldığını bir mektupla bildirmiş ve bitkinin fide ve tohumlarını kraliçe Katerina’ya göndermiştir.



    Kraliçe ve büyük rahip, bitkileri dikkatle sarayın bahçesinde yetiştirmişlerdir. Dumanı kraliçenin baş ağrısına iyi geldiği için bu bitkiye “kraliçe otu” adı verilmiştir.

 Avrupada Tutun Kraliçe otu olarak adlandırılan tütünün kullanımı hızla artmaya başlamıştır. Hatta, bir üniversitenin tütünün birçok hastalıklara ve vereme karşı şifa verici olduğunu bir kitap yazarak açıklaması üzerine bu eser birçok dile çevrilmiştir.
Bu dönemde tütünün içimi daha çok enfiye halinde burundan çekilmesi şeklinde yaygınlaşmıştır. İngiltere’de tütüne olan ilgi halkın aynı dönemde tanıştığı patatesten daha fazla olmuştur.


     Tütün İngiltere’den Almanya’ya ve İtalya’ya gemilerle limana sokularak buradan Avusturya ve Macaristan’a, deniz yoluyla da Rusya ve İstanbul’a girmiştir. Böylece önce ibadet sonra şifa ve en sonunda keyif bitkisi olarak kullanılan tütün, kısa zamanda dünyaya yayılmıştır. Çünkü Portekizliler ve İngilizler tütünü Japonya ve Çin’e kadar götürmüşlerdir.
Tütün bir yandan hızla dünyada yayılırken öte yandan bu bitkinin şifalı olmadığı tersine sağlığa zararlı olduğu ileri sürülmeye başlanmıştır.
Hükümetler ile dini makamlar bu yeni adete karşı savaş açmışlardır.
Fransa’da tütün satanlardan 80 altın para cezası alınmış, İngiltere’de tütün kullanılması yasak edilmiş, Rusya’da ise tütün içenlerin burunları, dudakları kesilmiş ve halkın bu alışkanlıktan vazgeçmesi için şiddetli cezalar uygulanmaya çalışılmıştır.
      Fakat saray halkının ve dini makamların da tütüne alışmış olmaları cezaların uygulanmasını güçleştirmiştir. Yasakların uygulandığı ülkelerde tahta geçen krallar bu yasakları uygulamak yerine tütün içenleri himaye etmeye başlamışlardır.
İngiliz ve Venedik gemicileri tarafından 1601-1605 yılları arasında tütün ilk kez İstanbul’a girmiştir. Bu dönemde padişah olan 1. Ahmet zamanında hızla yayılan tütün içme olayı, hoca ve müftülerin dine aykırı bulmaları üzerine yasaklanmıştır.
1633 yılında 4. Murat zamanında İstanbul, Cibali’de tütün yüzünden meydana gelen büyük yangına sebep olanlar idam edilmiş ve tütün içenlerin ölüm cezasına çarptırılacağı ilan edilmiştir. 4. Murat, koyduğu yasaklara uyulup uyulmadığını kontrol etmek için kıyafet değiştirerek İstanbul sokaklarında ve kahvelerde dolaşmış, yakaladığı tiryakilerin boyunlarına bir demet tütün astırıp ibret için mahalle mahalle dolaştırdıktan sonra idam ettirmiştir.
      Rivayetlere göre 4. Murat’ın tütün yasağı bahanesiyle idam ettirdiği insanların sayısı 25.000’i bulmuştur.
Tütün içme konusunda bu kadar şiddetli yasaklara rağmen tiryakiler gizli yerlerde çubukla tütün içmeye ve enfiye halinde burunlarına çekmeye devam etmişlerdir. 4. Murat’ın ölümünden sonra yasaklarda gevşeme olmuştur. 4. Mahmut’un kendisi tütün tiryakisi olduğu için tütün içme yasağı ortadan kaldırılmıştır.
Bu dönemde Karadeniz, Marmara Bölgesi ve Arabistan’da tütün tarımı hızla yayılma göstermiştir. 1680 yılında tütünden önemli bir gelir sağlanabileceğini düşünen Osmanlı Hükümeti, tütün içmenin yanında tütün tarımını da serbest bırakmıştır.
      Osmanlı İmparatorluğunun iklim ve toprakları tütünün yetişmesine o kadar elverişli olmuştur ki, tütün içme adetinin doğudan geldiğini iddia edenler ortaya çıkmıştır.
Osmanlı topraklarında ilk kez 1687 yılında 2. Sultan Süleyman’ın emriyle Makedonya’da; Yenice ve Kırcaali’de, Suriye’de; Latakia’da tütün tarımı başlamıştır.
17.yüzyılın başından itibaren tütün, seyyahlar vasıtasıyla kısa zamanda Anadolu, Suriye ve Mezopotamya (Irak) da yayılma göstermiş ve insanlarda sigara içme alışkanlığı hızla artmıştır.
Bu alışkanlık kahvehanelerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Sabah erken saatlerden gece geç saatlere kadar kalabalık kahvehanelerde sigara alışkanlığı sürdürülmüştür.
      Osmanlı topraklarında tütün içme yasağının kaldırılmasından hemen sonra hem tarımı hem içme olayı hızla yayılmıştır.
Türkiye, Yunanistan ve Bulgaristan’da yetişen tütünlerin kuru yapraklarının renklerinin çok güzel olması, bu tütünlere olan talebi artırmıştır. Bu ülkelerde yetiştirilen tütünler topraklara o kadar iyi uyum göstermişlerdir ki, sadece renk bakımından değil, yaprak boyutu, dokusu, yanıcılık ve aromatik özellikleri bakımından da diğer tütün tiplerinden ayrı niteliklere sahip olmuşlardır.
Bu sebepten tütün uzmanları bile “aromatik veya oryantal tütünlerin kaynağı nedir?” sorusuna cevap bulamamışlardır. Bu tütünler, dünyada yetiştirilen diğer tütünlerden ayrı değerlendirilmek suretiyle dünya pazarında kıymetini korumuştur.
      Osmanlı topraklarında tütün yetiştirilmeye başlanmasından Kırım savaşına kadar geçen  (1687 – 1854) devre, tütün üretiminin yayılma devresidir. Bu devrede tütün, iç tüketim için yetiştirilmiştir. Ruslara karşı Kırım savaşındaki (1856) müttefiklerimizden İngiliz, Fransız ve İtalyan askerlerinin o zaman elle sarılarak içilen Türk tütününe alışmaları, dünya pazarlarındaki tütünlerimizin tanınmasını sağlamıştır. Nitekim bu savaştan sonra İngiltere başta olmak üzere diğer Avrupa ülkeleri, Mısır ve Amerika, Türk tütününü ithal etmeye başlamıştır.
Diğer yandan sigara endüstrisinin bu ülkelerde gelişmesiyle, ülkemizde tütün üretimi ve ihracatı her yıl biraz daha artmıştır. Bu durum 1912 yılına kadar devam etmiştir. Bu devrede Türk tütünü ithal eden ülkeler tarafından kendi dolgu tütünlerine çeşni vermek için doğrudan doğruya kullanılmıştır.
Bu şekilde gittikçe artan üretimimiz, 1. Dünya savaşının patlak vermesi ve Yunanistan, Bulgaristan, Rusya ve hatta Yugoslavya gibi devletlerin şark tütünü üretiminde dünya pazarına girmeleri nedeniyle azalmıştır. Savaş yıllarında üretimimiz 51 bin tondan 19 bin tona kadar düşmüştür.
Savaşın etkilerinin ortadan kalkmasıyla birlikte üretim yeniden artmaya başlamıştır. İkinci Dünya savaşında Yunanistan’ın ve Bulgaristan’ın maruz kaldığı sarsıntı, Türk tütünlerine olan talebi daha da artırmıştır.

OSMANLI DÖNEMİNDE TÜTÜN



     Osmanlı devletinde tütünle ilgili en önemli gelişmeler 1861 yılından sonra başlar. Bu yıl ülkeye tütün ithali yasaklanır. Bir yıl sonra kabul edilen bir kanunla vergilerde düzenlemelere gidilir. Daha önceden tütün ekenlerden dönüm başına alınan vergiler kaldırılarak tütünlerin kalitesine göre vergi alınmaya başlanır.

     1872 yılına kadar çeşitli değişikliklerle düzene sokulmaya çalışılan tütün idaresi bu yılda iki rum bankerine 3500 altın karşılığında satılır. Böylece komik denecek bir rakamla tütün satmak ve işletmek hakkı iki rum bankerine devredilmiş olur.
Fakat bu bankerlerin devlet içinde devlet kurma hırsının tütün idaresine zarar verdiği görülünce anlaşma altı ay gibi kısa bir sürede feshedilir.
deve 

 
    
Çalkantılı dönemleri atlatıp artık sistemli bir şekilde üretim ve satışa yönelmek isteyen hükümet, bu yıllarda sigara ve paket tütün üretimi yapan fabrikalar kurmaya başlar.
Bu yatırımların ardından 1883 yılında yapılan bir anlaşmayla tütünün işletilmesi hakkı 30 sene süreyle “Reji Şirketi” adlı Fransız şirketine devredilir. Bu şekilde, devlet içinde yabancı tekelin temeli atılmış olur.
Tütünün idaresinin yabancı bir şirkete verilmesi, siyasal anlamda tartışma yaratmış, halkla olan ilişkiler ve kaçakçılık sorunu da sosyal anlamda olumsuz etkilere yol açmıştır.
Reji’nin, özellikle kaçakçılıkla mücadele edebilmek için aldığı tedbirler, halkı yıldırmıştı. 1890 yılında gemi ve kayıklarla yapılan tütün kaçakçılığını önlemek için Reji idaresi 3 kruvazör almış ve bunlardan birine elektrikli aydınlatma aracı koymuştu.
Karada ise 6500 kişiden oluşan kolcu kuvvetlerle kaçakçılığı önlemeye çalışıyordu.
Denetim o kadar sıkıydı ki, alınan ruhsatlarla evler ve kişiler didik didik aranabiliyordu.
Bu aramalar sırasında çıkan çatışmalarda yaklaşık 20 bin kişi canını yitirmişti.
Reji idaresinin kaçakçılıkla mücadelesi sırasındaki eziyeti yanında bazı beklentileri karşılayamaması sonucunda şikayetler artmaya başlamıştı.
Aynı zamanda Reji’de umduğunu bulamayarak vergileri artırmaya başlamıştı.
Nitekim Osmanlı İmparatorluğundaki tütün üretim ve tüketiminin yaygınlığı dikkate alınınca Reji idaresinin faaliyetlerinde daha fazla gelir beklentisi doğmuştur. O dönemde erkeklerin yanı sıra kadınların ve çocukların da sigara içtiği, hatta iftar topu atıldığında Müslüman işçilerin sigara ile oruç açtıkları söylenmektedir.

     Fakat gelirlerin düşük olduğu, piyasaların gelişmediği ve kaçakçılığın yoğun olduğu o dönemde vergi toplamanın zorluğunun da etkisiyle Reji, beklediği geliri elde edememişti.
Şikayet konularından en önemlisi de buydu. Yani Reji’nin devlete vaat ettiği gelirden daha az gelir elde etmesiydi.
Ancak Reji şirketi, Osmanlı halkına daha fazla gelir getirmek için değil Osmanlı borçlarının ödenmesinin garanti altına alınması için kurulmuştu. Yani bir bakıma IMF’nin o dönemdeki benzeriydi.

eski sigara   

     İkinci şikayet konusu, üretimin sınırlandırılmasıydı. İhtiyaç fazlası tütün üretiminin yarattığı sorunlara çözüm yolları aranmış fakat şikayet konusu olmuştu.
Üçüncü şikayet konusu da, kaçakçılığın önlenmesi için istihdam edilen Reji kolcularının yarattığı zulümdür.
Tüm bu olumsuzluklar göz önünde bulundurularak uzun bir süre üretilen tütünleri işleten reji, karşılıklı anlaşma çerçevesinde 1921 yılında idareyi tamamen devlete bırakmıştır.